nurdan adam site benim sitem amk!

26 Ocak 2014

alttaki yazılar uludağ sözlük yazarı usain bolt’tan alıntıdır. nurdan adam toptur adfasdfsf


feyz 9

03 Ocak 2012

ıspanak, pazı, semizotu üçlüsünü karıştırıyorum. kerevizle, enginar da karıştırıyorum. bir de arada burnumu da karıştırıyorum.

not:küçükken 3 yaşındaymışım.


feyz 8

03 Ocak 2012

kapı çaldı. annem açtı. ”tavuklu patates!!!

”evet” dedi. burnum çok iyi bu konuda. apartmandan girdiğimde alıyorum kokuyu. ama daire kestiremiyorum. sevdiğim bir şeyse kokunun bizim evden gelmesi için dua ediyorum. kapı açıldığında dağılan koku büyülüyor beni.

-hoşgeldin…
+tavuklu patates!

ama ya bizden gelmediğinde… ayşe teyze’nin oğlu olsaydım n’olurdu sözlük. o da iyi biri hem. kıymalı dolma kadar iyi.

-tarhana mı? ben tokum…
+yavan yavan yiiii

ulan aslında kadın erkek ilişkileri üzerine yazacaktım ama karnım sırtıma yapıştı afedersin. evde yemek kokuları, fink atıyor. beşiktaş 1-0 önde…


feyz 7

03 Ocak 2012

varoş mahallemde otobüs durağında bekliyorum. baktım b35 geliyor, gördüm uzaktan kalabalığı yarıp öne geçtim. kapı tam önümde açılıyor gibiydi; ama açılmadı. kaptan bir metre daha gitti sonra açtı kapıyı.

en son değilse de ona yakın bir şeyde ben bindim. hemen kartı okuttum, –öndeki arabayı takip et kaptan dedim. kaptan gülümsedi. –arkaya ilerle dedi. ilerledim. boyum biraz uzun sanırım hiç pencereden dışarıyı göremedim. aynı menteşeye bakmaktansa otobüsün en güzel kızı yarışması yaptım, kendi kendime. birkaç kişi eledim kendimce ve aralarından en güzelinin yüz hatlarını inceledim. ince eleyip sık dokudum ki yol boyunca beni oyalasın diye.

sonunda heykele vardık indim, -oh dünya varmış temiz havanın gözünü seveyim. derken otobüsteki kız geldi aklıma. ne çabuk unuttum kaşına, gözüne şiirler yazmıştım oysa… – aman siktir et! zaten pencereden dışarıyı görebilseydim bakmayacaktım bile ona ama ya kader buysa?hasktir lan! dedim yürüdüm baktım sahiden kader değilmiş o kızı görmedim sonra.

sonra bankaya gittim ama hiç girmedim; çünkü benim tüm uğraşım bankamatikti. işimi hemen hallettim. iş dediğim de para yatırdım neyse. hiç para çekmedik ki zaten!neyse dedim ya?

işi hallettim, oylama yaptım ve bire sıfır oyla karnımın acıktığına karar verdim. eve dönecektim. ama heykele geldim o kadar para verdim diye indiğim otobüs durağından binmeyip aşağı doğru süzüldüm. hemen gitsem sanki sinemaya girip erkenden çıkmış gibi hissedecektim, biliyordum bunu. evde sarma varken dışarda yemeyi düşünmedim bile. yürümeye koyuldum kalabalık arasında o an ugg dedikleri şey aklıma geldi, düşman gibi hep ayaklara baktım. bazılarında bacaklara kadar çıktığım da oldu açıkçası… sonra kartımda yeterli miktarda para olup olmadığına emin olamadım, fazla kartı olan var mı kızlarının haline düşmemek için iki lira yüklettim. kartta 7 lira varmış, 9 liram oldu salak hissettim.

durakta yine b35 beklemeye koyuldum. yoldan geçen arabaları izliyordum. o anda sol tarafımdan biri ayağıma bastı, soldan soldan üstüme çıktı. yarım saniye içinde diyeceğim lafı aklımdan kurmuş hayata geçirirken , aynı zamanda sola dönüyordum –hay amına koyayım!… diyerek sola dönüyordum ki -hay am… da kalmışken gördüğüm güzellik – evet, ayağınız, üzgünüm dedi. tam -ben üzgünüm, diyecekken, ne kadar salakça olduğunu anladım. sen niye üzgünsün? dese mal gibi kalacaktım. tabi, o sürede gözlerinden kalbine uzanmış bypass yapıyordum. yeşil gözleri, düz saçları ve kahverengi paltosu vardı. 1.75 boylarında ve kumraldı. türk filmlerinde olabilecek her şey olmuştu yabancı filmlerde olanlar olmaya başlıyordu. senaryo böyle yazılmıştı ve ilk defa jönü oynuyordum. bu sefer yoldan geçen rolü başkasınındı. hiçbir şey tesadüf değildi o zaman! b48 in gelip kızın gitmesi bile…

kızın yüzü ve gözleri dışındaki şeyleri işte bu sırada fark ettim. ardından el sallamak istercesine elimi kaldırdım otobüse, sonra vazgeçtim. b35 geldi bindim ve evimin yolunu tuttum.boş yer vardı oturdum. camdan baktım ve hiç güzellik yarışması yapmadım.


feyz 6

03 Ocak 2012

olay 16.43 sularında başladı. annemin sabahtan beri süregelen haykırışları beni canımdan bezdirmek üzereydi. -oğlum odun getir! getirmeyince, bulmuş buluşturmuş benim ayakkabılarımı tıkmış sobaya… -ee anne ben onları giyiyordum. dedim, bana plastiğin yanma süresinden bahsetti. sahiden de çok uzunmuş, şahit oldum, çok şaşırdım blog. sonra bir an üşüdüm gibi oldu. sobaya sığındım kalkıp. bunu gören annem -senden odun istiyor. diye sobayı seslendirdi. sobaya back vokal yaptı. o an bizi ısıtıyor diye sobayı öpen çocuk gibi hissettim kendimi.

yeri gelmişken, bu kadar ayak diretmemin sebebi asansörü olmayan bir apartmanın 5. katında oturmam blog… yeri gelmemişti ama bir yerde araya sıkıştırmam gerektiyordu, aslına bakarsanız.

kömürlük dediğim de öyle ferah bir yer olsa neyse… zannedersin maden ocağının girişi. rükuya varıp girersin kapısından , secde ederek çıkarsın, o derece.

altı sene önce de hırsız girmişti, ev sahibinin kömürlüğüne. ev sahibininki kapısında kilit bulunan özel bir oda gibi. içinde marangoz malzemeleri var. ne ararsan var arkadaş. bir kere gördüm allahtan da kendimi babam ve oğlum’daki çocuğun hayallerinden uzak tuttum.

neyse efendim, bu kömürlük dediğimiz yer, apartman girişinin altında. aynı zamanda orada karşı karşıya iki daire var. bu iki dairenin ortak özelliği çok tabi. mesela ikisi de 1+1, ikisinde de bir kiracı 3 ay dayanabiliryor, ikisinin de önünde ayakkabılık var… sonuncu, gereksiz gibi görünebilir ama hikayenin geri kalan kısmı için önemli.

anneme, -anne beni tanımaz oradaki kiracılar mazallah hırsız sanıp, kafama sert bir cisimle vururlarsa vebali boynunadır bilesin. dememle, annem o kattakilerden bahsetti biraz. ikisi de kızmış bu evde yaşayanların. tek yaşıyorlarmış falan. sonra dedi ki -açıkçası oğlum ben onların sana vurmasından değil, senin onlara vurmandan korkuyorum…o an annemin ne kadar kutsal bir varlık olduğunu anladım. o espri yaptığından habersizce bakarken, ben çuvalı alıp bodurma fırladım. ve orada kıs kıs güldüm. kıs demişken, efendim siz kızları merak ettiniz değil mi?.
çalışıyormuş onlar gündüzleri, sonra öğrendim… ayakkabılığa gelince çuval hep deviriyor şu ayakkbılığı amk ya!


feyz 5

03 Ocak 2012

fatih’in istanbul’u fethettiği yaşta kıskanıp arka bahçeyi feth ettim. nasıl sevindim sonra anlatamam. hoplayıp zıplarken uydurma marşlar söyledim. on bira cumhuriyeti adını verdiğim toprak parçamda itaatkar lahanalarım ve dimdik cengaver havuçlarım vardı. bana hiç bir zaman ihanet etmeyeceğini düşündüğüm domateslerim ve yerleşik düzene geçmiş soğanlarımla, artık tam bir devlet görüntüsü çizecektik ki, zafer sonrası savaş alanını gezerken kendini bilmez ananem tarafından kafamdan vurularak tahttan indirildim. yerime 2. ananem geçti. kanlı bir devrimle başa geçen ananem bahçeyi zaman zaman suladı ve mahsülleri topladı. geliriyle tımarlı dayıma destek çıktı.


feyz 4

03 Ocak 2012

gece yarısı sokaklar benim sanki. köşebaşı benim, ilerisi berisi benim. hergün çakmak fırlatıp kibit aldığım akşamın gecesinde. sessizlik benim. ayak sesi benim. hiçbir zaman tek seferde yakamadığım kibriti önce tek yakıyoum. söneni atıyorum. kızıyorum. üçlü yakıyorum. sönüyor. atıyorum. duruyorum. rüzgara sırtımı veriyorum sokağımın köşesinde, yakıyorum diğer elimle koruyorum. kibritin boynu eğik olunca yanıyor. bende boynum eğik olunca yanıyorum. diğer eliyle koruyan istemiyorum. sigaramın dumanı ağzımdan girip burnumdan çıkıyor. ben her zaman ilk çakışta yakan arkadaşımı anıyorum. elim aşağı iniyor. sigara dumanı sağımda dolaşıyor. minik kanalın köprüsünde ağırlığım her geçişte ses çıkarıyor. ileride gardan gelen tek tük insanlar bazen sağa dönmüşlerse. hep hızlı adımlar. tak tak ayak sesleri. belki tekerlekli bavul takırtısı. arada kırmızı mavi ışıklar. ama bende yavaş adımlar hep. gelen devriye ne işim olduğunu sorar. hava alıyorum.
-evin nerede?
+caminin yanında.
merkeze soruyorlar. kimliğimi veriyorlar. son sözlerini hiç dinlemiyorum. havada soba dumanı var, ciğerlerimi yakan bir keskinlik. içime fazla çektiğimde ciğerlerimin yandığını hissediyorum. soba kokusunu seviyorum. o ışıklı yola ulaşınca bir sigara daha yakıyorum. gri kırmızı kaldırımlara turuncu sokak ışıklarının vurduğu, en sevdiğim yol. iki tarafında belli aralıkla ağaçlı. kırmızılara basmam ki. hava soğukluğundan kollarım bedenime yapışıyor gibi. eldivenli ellerime sıcak nefesimi sunuyorum. sağ işaret ve orta parmağımdaki sigara kokusu ne biçim şey. serçe parmağım bahar gibi oysa. uzun yeşil montum dört kıştır benle. bu yol bana çok şey anlatıyor. fazla şey hissettiriyor. ve midemdeki kazınmışlık hissi yine. her güzel anımı bölen açlık. sabaha kadar açık bir mekanlarım var benim.
-elde yiyeceğim.
başka nerde yenirse. yiyerek evin yolunu tutuyorum ama en sevdiğim yol değil burası başka. diğer taraf. evden çıktığımda sağdan gitmiştim. eve soldan dönerim. ev sıkıcı. ev daha ıssız. ev daha cansız. dejavu oldum. tüylerim havada. bunu daha önce de böyle dediğime eminim. gözlerim ağrıyor. kalbim çarpıyor. bir sigara daha yaksam sızıp kalacağım vakit. ikinci sigarada midemin bulandığı evre. terliyorum. sabah kalktığımda bu sabahların bir anlamı olmalı dinleyeceğim. ama anlamı olduğunu sanmıyorum. geceler anlamlı. ama aşktan falan değil. ama geceye aşkı koysam o da anlamlı olur. zaten anlam verecek kadar aşık olmadım ben. anlatmadan anlasınlar istedim beni. o kadar anlamlı bakıyordum ki. anlattım oysa. anlamadılar işte. uğraşmadım. sadece görmezden geldiklerim üzdü beni.
neyse yine sabah olunca odam havalanacak ve patates tenceremdeki yağ ısınacak. telefonum kimbilir hangi delikte. karşı fırında simit varsa hala şanslı günüm.


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.